Ünlü otomobil Türkiye’ye girdi
Ünlü otomobil Türkiye’ye girdi
Dev bir marka daha Türkiye’ye geliyor: Yeni otomobiller yola çıktı bile
OMODA, OMODA 5 ve OMODA 7 modelleriyle Türkiye pazarına giriş yaptı. Çin’den yola çıkan araçlarla birlikte resmi lansman süreci başlarken, marka JAECOO ile birlikte Türkiye’de çift markalı bir strateji izleyecek.

OMODA 5 ve OMODA 7 modelleri Çin’in Wuhu Limanı’ndan gemiye yüklenerek Türkiye’ye doğru yola çıktı.
OMODA 7, 15,6 inçlik Star-Track kayar ekran, 1.6 turbo motor ve 7 ileri çift kavramalı şanzıman ile 145 beygir güç üretiyor.

OMODA 5, 7 hava yastığı ve 19 adet gelişmiş sürücü destek sistemi (ADAS) ile donatılmıştır.
Türkiye otomotiv pazarında Çinli markaların yükselişi sürerken, Chery’nin Avrupa için ayrı bir marka olarak konumlandırdığı OMODA da Türkiye’ye giriş yaptı. OMODA 5 ve OMODA 7 modelleri, Çin’in Wuhu Limanı’ndan gemiye yüklenerek Türkiye’ye doğru yola çıktı. Düzenlenen sevkiyat töreniyle birlikte OMODA’nın Türkiye’deki resmi lansman süreci de fiilen başlamış oldu.
Bu adım, aynı zamanda Türkiye’de bir yılı aşkın süredir faaliyet gösteren JAECOO markası için de yeni bir dönemi işaret ediyor. Önümüzdeki süreçte OMODA ve JAECOO, Türkiye pazarında çift markalı birleşik bir stratejiyle faaliyetlerini sürdürecek.
KAYAR EKRANLI OMODA 7 DİKKAT ÇEKİYOR
Türkiye’ye doğru yola çıkan modeller arasında yer alan OMODA 7, daha önce JAECOO Türkiye’nin birinci yıl etkinliğinde sergilenmişti. “Art in Motion” tasarım felsefesiyle geliştirilen model; X formundaki ön yüzü, çerçevesiz parametrik ızgarası, LED farları, coupe tarzı tavan çizgisi ve 3D LED stoplarıyla öne çıkıyor.
Dev bir marka daha Türkiye’ye geliyor: Yeni otomobiller yola çıktı bile
İç mekânda ise segmentinde fark yaratan 15,6 inçlik Star-Track kayar ekran dikkat çekiyor. Ekran, basit bir el hareketiyle sürücü ve ön yolcu arasında kayarak bilgi ve eğlence kullanımını daha esnek hale getiriyor.
OMODA 7’nin teknik özellikleri şu şekilde:
Uzunluk 4660 mm, genişlik 1875 mm, yükseklik 1670 mm, aks mesafesi 2720 mm.
1.6 turbo motor ve 7 ileri çift kavramalı şanzımanla sunulan model, 145 beygir güç ve 275 Nm tork üretiyor.
0–100 km/s hızlanması 10,4 saniye olan aracın karma yakıt tüketimi 7,3 litre, bagaj hacmi ise 614 litre.
Dev bir marka daha Türkiye’ye geliyor: Yeni otomobiller yola çıktı bile
YENİLENEN OMODA 5 DE GELİYOR
OMODA 7 ile birlikte Türkiye’ye doğru yola çıkan yenilenen OMODA 5, markanın “Art in Motion” tasarım dilini sürdürüyor. Sanal dünyadan ilham alan elmas desenli matris ızgara, modele daha fütüristik bir görünüm kazandırıyor.
Modelde 7 hava yastığı ve 19 adet gelişmiş sürücü destek sistemi (ADAS) bulunuyor. İç mekânda 12,3 inçlik dijital gösterge ekranı ve 12,3 inçlik multimedya ekranı yer alıyor.
OMODA 5’in teknik verileri ise şöyle:
Uzunluk 4447 mm, genişlik 1824 mm, yükseklik 1588 mm, aks mesafesi 2610 mm.
145 beygir güç ve 275 Nm tork üreten motor, 0–100 km/s hızlanmasını 10,1 saniyede tamamlıyor.
Karma yakıt tüketimi 7 litre olan aracın bagaj hacmi 372 litreden başlayıp koltuklar yatırıldığında 1149 litreye kadar çıkıyor.
TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM
OMODA’nın sevkiyatla birlikte başlattığı bu süreç, Çinli markaların Türkiye otomotiv pazarındaki etkisinin daha da artacağının sinyali olarak değerlendiriliyor. OMODA ve JAECOO’nun çift markalı stratejisiyle Türkiye’de nasıl bir satış ve konumlanma başarısı yakalayacağı ise önümüzdeki aylarda netleşecek.
Kaynak: HaberVitrini Read More

Sapık Sinan tahliye oldu Mügen Anlı bile tanıyamadı
Tokatlı Sinan cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez Müge Anlı’ya konuştu

Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Ataköy beldesinde yaşayan 64 yaşındaki, 5 çocuk ve 12 torun sahibi Arife Gökçe, 17 Aralık 2022 tarihinde kayboldu. Arife Gökçe’den o tarihten bu yana haber alınamazken, olayla ilgili şüphelerin odağında Sinan Sardoğan yer aldı.

Ailenin baş şüpheli olarak işaret ettiği Sinan Sardoğan, İstanbul’da işlediği iddia edilen cinsel istismar suçlaması nedeniyle tutuklanıp tahliye edilmesinin ardından cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez Müge Anlı’nın programında konuştu.
Tokat’ın Almus ilçesi Ataköy beldesinde yaşayan 64 yaşındaki Arife Gökçe, 17 Aralık 2022’de kayboldu.
CEZAEVİNDEN ÇIKTIKTAN SONRA İLK KEZ KONUŞTU
Cezaevinde yaşadıklarını anlatan Sinan Sardoğan, “Allah kimseyi düşürmesin, bize göre değil. Allah düşmanıma bile göstermesin” ifadelerini kullandı.
Tahliye sonrası ilk durak Müge Anlı: Sinan Sardoğan her şeyi anlattı
Cezaevinden tahliye olduktan sonra Tokat’taki evine dönen Sardoğan, ablasında kısa süre kaldığını, ardından kendi evine geçtiğini anlattı. Geçimini düzensiz işlerle sağladığını, kardeşleri ve çevresindekilerin kendisine yardımcı olduğunu ifade etti. Evine döndüğünde evin dağılmış, televizyonunun kırılmış ve su baskınına uğramış olduğunu, bu sorunları muhtar ve kaymakamlık aracılığıyla çözmeye çalıştığını söyledi.
Cinsel istismar suçlamasından tutuklanıp tahliye edilen Sinan Sardoğan, Müge Anlı’nın programında cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez konuştu.
-Sinan Sardoğan evinin son hali
Sinan Sardoğan, evinin son halini kameralara göstererek muhtar ve komşuların kendisine yardım ettiğini söyledi.
Sinan’ın evinden görüntüler…
“PİŞMANIM” AÇIKLAMASI
Sinan Sardoğan, geçmişteki söz ve davranışlarından pişman olduğunu söyledi. Eskisi gibi inatçı olmadığını, değiştiğini savunan Sardoğan,“Kendi evimde uslu uslu oturuyorum. Tek olmam daha iyi”diyerek köyde yaşamaya devam edeceğini belirtti.

Sinan’ın evinden yeni görüntüler…
-Müge Anlı’dan Sinan Sardoğan Yorumu
Müge Anlı, Sinan Sardoğan’ın son halini değerlendirerek daha sakin bir tavır sergilediğini belirtti ve “cezaevi yaramış” ifadelerini kullandı. Ardından Arife Gökçe’nin kaybına değinen Anlı, “Arife teyze ortada yok. Evinde otururken kayboldu, bu çok gücüme gidiyor. Aklıma geldikçe üzülüyorum, rüyalarıma bile girdi. Allah inşallah Sinan’ı ıslah etmiştir, akıllanmıştır”dedi.
Müge Anlı, Sinan Sardoğan’ın daha sakin olduğunu belirterek “cezaevi yaramış” dedi.
İŞTE SİNAN’IN YILLAR İÇİNDEKİ DEĞİŞİMİ
Sinan’ın cezaevine girmeden önceki ve çıktıktan sonraki görüntüsü karşılaştırıldı.
SİNAN SARDOĞAN OLAYI NEDİR?
-Sinan Sardoğan’in adli geçmişi
Müge Anlı’nın programında aktarılan bilgilere göre Sinan Sardoğan hakkında bugüne kadar toplam 23 kez adli işlem yapıldı. Bunlar arasında kişilerin huzur ve sükununu bozma (5), basit yaralama (3), cinsel taciz (5), basit tehdit (1), hakaret (4) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (2) suçları bulunuyor. Ayrıca ormandan izinsiz ağaç kesme suçundan da kaydı olduğu belirtildi. Cinsel tacizle ilgili 2005, 2016 ve 2022 yıllarına ait üç dosyanın halen açık olduğu ifade edildi.

Sinan Sardoğan, Arife Gökçe’nin kaybolduğu gün olay yerine üç kişi gittiklerini kabul etti ancak suçu başkalarına attı. Sardoğan, Arife Gökçe’ye Kadir Durmuş’un seslendiğini, “Bir dışarı çıkar mısın yenge?” dediğini, Gökçe’nin dışarı çıktığını ve burada bayıltılarak zorla bir araca bindirildiğini iddia etti. Araca bindirilen kişinin Tokur’un arabası olduğunu söyleyen Sardoğan, kendisinin yalnızca evin önünü bildiği için çağrıldığını öne sürdü.

-Stüdyo ve saha ifadeleri arasında çelişkiler
Program sırasında Sinan Sardoğan’ın stüdyoda verdiği ifadelerle saha röportajındaki sözleri arasında ciddi çelişkiler olduğu dikkat çekti. Saha röportajında “Üçümüz gittik” diyen Sardoğan, stüdyoda bu ifadeyi inkar etti. Müge Anlı, Sardoğan’a bu çelişkileri hatırlatarak sert tepki gösterdi. Aile üyeleri de Sardoğan’ın daha önce “Kafasına vurduk, bayıldı” dediğini ifade etti.

-Mesajlar, küfürler ve telefon kayıtları
Sardoğan’ın Arife Gökçe ve eşiyle ilgili attığı mesajlar da şüpheleri artırdı. Müge Anlı, Sardoğan’ın olay günü Fikri Gökçe’ye 10 kez mesaj attığını, telefon görüşmelerinde küfür içerikli konuşmalar yaptığını belirtti. Sardoğan ise bu mesajları “küfür amaçlı”attığını, hızar sesi duyduğu için sinirlendiğini ve daha sonra Arife Gökçe’yi özür dilemek amacıyla aradığını iddia etti. Ancak Anlı, özür dileme iddiasıyla küfürlü mesajlar arasındaki çelişkiye dikkat çekti.

-Pantolon, soba ve kıyafet iddiaları
Yayında, Sinan Sardoğan’ın Arife Gökçe’nin kaybolmasının ardından pantolonunu ve bazı kıyafetleri yaktığına dair iddialar da gündeme geldi. Sardoğan, pantolonunu kirli olduğu için yıkadığını, daha sonra yırtık olduğu gerekçesiyle iki pantolonu yaktığını söyledi. Arife Gökçe’ye ait eşyaların sobada yakıldığı iddiası sorulduğunda ise sobanın satıldığını, kırık olduğu için eskiciye verildiğini savundu.
Arife Gökçe’nin akıbetiyle ilgili belirsizlik sürerken, Sinan Sardoğan’ın çelişkili ifadeleri ve adli geçmişi kamuoyunda soru işaretleri oluşturmaya devam ediyor.
Kaynak: HaberVitrini Read More

Araştırma: Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Fazla Migren Atağı Yaşar?
Günlük hayatın akışını aniden kesintiye uğratan, zonklayıcı ve ışığa, sese karşı aşırı hassasiyet getiren migren ataklarının kadınlarda daha yaygın olduğunu biliyor muydunuz? Peki neden?

Migren, yalnızca ara sıra gelen bir baş ağrısı olarak düşünülse de gerçek hayatta çok daha karmaşık ve yıpratıcı bir durumdur. Özellikle kadınlar için bu durum daha da belirgin hale gelir. Yapılan son araştırmalar, yetişkin kadınların erkeklere kıyasla migreni çok daha sık yaşadığını ve bu ataklarla daha uzun süre mücadele ettiğini gösteriyor. Üstelik yaşam kalitesini, iş hayatını ve sosyal düzeni etkileyen ciddi bir yükten söz ediyoruz. 2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir küresel çalışma, migrenin kadınlar üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha derin olduğunu ortaya koyarak bu alandaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Peki kadınlar neden daha fazla migren yaşar? İşte detaylar…
Migren neden kadınlarda daha fazla hissediliyor?

Aralık ayında yayımlanan ve 18 ülkeden yaklaşık 41 bin kişinin baş ağrısı deneyimlerini inceleyen çalışma, migrenin süresi ve sıklığı açısından cinsiyetler arasında belirgin farklar olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar yalnızca migren görülme oranına odaklanmakla yetinmeyip, bu atakların bireylerin yaşamında ne kadar yer kapladığını da analiz etti. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı. Kadınlar, migrenle erkeklere kıyasla neredeyse iki kat daha uzun süre vakit geçiriyor. Atakların daha sık yaşanmasıyla birleştiğinde, kadınların toplam migren yükü katlanarak artıyor.
Bu tablo, migreni sadece istatistiksel bir oran olarak ele almanın yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Migrenin bireyin günlük hayatını nasıl şekillendirdiği, iş gücü kaybı, sosyal hayattan kopuş ve sürekli bir yorgunluk hissi gibi etkilerle birlikte düşünülmesi gerekiyor. Araştırmayı yürüten ekip de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor: Migrenin gerçek etkisi, ne kadar süreyle ve ne yoğunlukta yaşandığıyla çarpıcı bir şekilde belirleyici oluyor.
Migren sadece baş ağrısı mı?

Toplumda sıkça karşılaşılan bir yanılgı, migrenin sıradan bir baş ağrısı olduğu düşüncesi. Oysa migren atağı yaşayan birçok kişi için tablo çok daha kapsamlı. Şiddetli baş ağrısına mide bulantısı, kusma, yoğun halsizlik, ışığa ve kokuya karşı hassasiyet eşlik edebiliyor. Bazı kişiler için sessiz ve karanlık bir odada saatlerce kalmak tek çözüm haline geliyor.
Bilim insanları migrenin altında yatan mekanizmaları tam olarak çözebilmiş sayılmaz. Ancak güncel çalışmalar, trigeminovasküler sistem adı verilen ve beyin sinirleri, beyin hücreleri ile kan damarlarını kapsayan bir ağın bu süreçte önemli rol oynadığını öne sürüyor. Bu sistemdeki damarların genişlemesiyle ağrı sinyallerinin tetiklendiği düşünülüyor. Genetik yatkınlık, düzensiz uyku, yetersiz beslenme ve hormonal değişimler migrenin ortaya çıkmasında etkili olabiliyor. Ayrıca bazı kişilerde ağrı kesicilerin kontrolsüz kullanımı, zamanla daha sık baş ağrısına yol açarak durumu ağırlaştırabiliyor. Araştırmalar, doğru ilaç kullanımıyla migren yükünün önemli bir bölümünün azaltılabileceğine işaret ediyor.
Hormonlar migrene nasıl etki ediyor?

Kadınların migrenle daha uzun süre mücadele etmesinin arkasındaki en güçlü adaylardan biri hormonlar. Nörologlar, yıllardır östrojen ve progesteron gibi kadın hormonlarının migren üzerindeki etkisini inceliyor. Bu hormonların reseptörlerinin trigeminovasküler sistemde bulunması, aradaki bağlantıyı daha da anlamlı hale getiriyor.
Uzmanlara göre cinsiyetler arasındaki bu farkın en azından bir kısmı hormonal dalgalanmalardan kaynaklanıyor. Kadınların yaşamı boyunca hormon seviyeleri sürekli değişim gösteriyor ve bu dalgalanmalar migren ataklarının süresini ve sıklığını etkileyebiliyor. Bu nedenle kadınların migrenle geçirdiği toplam sürenin daha uzun olması, birçok nörolog için şaşırtıcı bir sonuç olarak görülmüyor.
Östrojen düşüşü teorisi nedir?

Migren ve hormon ilişkisi denildiğinde en çok konuşulan yaklaşımlardan biri östrojen düşüşü teorisi. Bu teoriye göre, adet döngüsü sırasında östrojen seviyesindeki ani azalma migreni tetikleyebiliyor. Geçmişten bu yana yapılan gözlemler, çocukluk döneminde kız ve erkeklerde migren görülme oranlarının benzer olduğunu, ergenlikle birlikte kız çocuklarında riskin belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor. Bu da hormonların devreye girdiği bir döneme işaret ediyor.
Adet döngüsünün son evresinde östrojen seviyesinin düşmesi, birçok kadın için migrenin kapısını aralıyor. İlginç bir şekilde, hamileliğin ikinci ve üçüncü trimesterlerinde östrojen seviyelerinin daha dengeli seyretmesiyle birlikte bazı kadınların migren ataklarında belirgin bir azalma yaşadığı gözlemleniyor. Buna karşılık, perimenopoz döneminde hormon seviyelerinin düzensiz bir şekilde yükselip düşmesi migrenin şiddetlenmesine neden olabiliyor.
Yine de uzmanlar, östrojen dalgalanmalarının tek başına tüm tabloyu açıklamaya yetmediği konusunda hemfikir. Adet döngüsüyle ilişkili olmayan migren atakları yaşayan çok sayıda kadın bulunuyor ve migren erkeklerde de görülebiliyor. Bu nedenle hormonlar önemli bir parça olsa da, yapbozun tamamını oluşturmuyor.
Kadın odaklı migren araştırmaları neden yetersiz?

Migrenin kadınlarda daha yaygın olduğu uzun zamandır bilinse de, bu durumun kadın bedeninde nasıl işlediğine odaklanan çalışmaların sayısı sınırlı. Tarihsel olarak bakıldığında, migren yaşayan kadınlar uzun süre ciddiye alınmadı. Geçmişte bazı hekimler migreni kadınlarda psikolojik bir sorun olarak yorumladı ve bu yaklaşım, kadınların yaşadığı ağrıların hafife alınmasına yol açtı.
Bu bakış açısı, kadın sağlığının genel olarak yeterince araştırılmaması ve fonlanmamasıyla sonuçlandı. Oysa migren, dünya genelinde en fazla sakatlığa yol açan rahatsızlıklar arasında üst sıralarda yer alıyor. Üstelik kadınlarda migren, kariyerin ve aile yaşamının en yoğun olduğu dönemlerde artış gösterme eğiliminde. Otuzlu yaşlarda zirveye ulaşan migren yükü, kırklı yaşlarda hormonel geçişlerle birlikte daha da ağırlaşabiliyor.
Daha iyi tedaviler mümkün mü?

Araştırmacılar, migrenin kadınlar ve erkekler üzerindeki etkilerini daha ayrıntılı inceleyerek bu eşitsiz yükü azaltmayı hedefliyor. Son yıllarda progesteron hormonunun migren üzerindeki rolüne odaklanan çalışmalar da dikkat çekiyor. Hayvan deneyleri, bu hormonla ilişkili reseptörlerin migren benzeri semptomları etkileyebileceğini gösteriyor. İnsanlarla doğrudan karşılaştırma yapmak kolay olmasa da, bu bulgular migrenin biyolojik temellerini daha iyi anlamak adına önemli bir adım olarak görülüyor.
Migren, yaşamı gölgeleyen ve üretkenliği ciddi şekilde düşüren bir sorun. Özellikle hormonal etkiler nedeniyle kadınlar bu durumdan daha yoğun etkileniyor. Migrenin altında yatan nedenler daha net anlaşıldıkça, kişiye özel ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesi de mümkün hale geliyor. Araştırmacıların ortak umudu, migrenle geçen uzun saatlerin ve günlerin gelecekte daha yönetilebilir hale gelmesi.
Kaynak: 1
Kaynak: listelist.com Read More

Kaddafi’nin oğlunu kim öldürdü
Bir zamanlar Libya’nın bir sonraki lideri olarak gösterilen Seyf el-İslam Kaddafi’nin öldürülmesiyle ilgili bildiğimiz her şey.
Bir zamanlar babasının veliahtı olarak görülen Seyf el-İslam Kaddafi, Salı günü öldürülene kadar Libya’nın parçalanmış siyasetinde kutuplaştırıcı bir figür olarak kaldı.
Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyf el-İslam Kaddafi , bir zamanlar Arap dünyasının en uzun soluklu rejimlerinden birinin veliahtı olarak görülüyordu.
Libya’nın batısında öldürülmesi eski yaraları yeniden açtı ve güç, hesap verebilirlik ve tamamlanmamış adaletle ilgili soruları yeniden gündeme getirdi.

Saif al-Islam, Salı günü Trablus’un güneybatısındaki Zintan kasabasındaki evinde öldürüldü. Siyasi ofisi, dört silahlı adamın eve baskın düzenleyerek güvenlik kameralarını devre dışı bıraktığını ve ateş açtığını, olayın önceden planlanmış bir suikast olduğunu belirterek, ölümünün bu olayla gerçekleştiğini açıkladı.
Libya Başsavcılığı daha sonra adli tıp incelemelerinin, ölen kişinin silahla vurulma sonucu hayatını kaybettiğini gösterdiğini doğruladı. Açıklamada, şüphelilerin tespit edilmesi ve ceza davası açılması için soruşturmanın devam ettiği belirtildi.
Onu kim öldürdü?
Olayın sorumluluğunu henüz hiçbir grup üstlenmedi ve herhangi bir tutuklama da açıklanmadı.
Neden önemliydi?
2011 ayaklanmasından önce, Seyf el-İslam, babasının rejiminin modern yüzü olarak geniş çapta kabul görüyordu. Batı’da eğitim görmüş ve İngilizceye hakim olan Seyf el-İslam, kendini bir reformcu olarak tanıttı, Libya’nın Batı hükümetleriyle yakınlaşmasına öncülük etti ve nükleer silahsızlanma ve Lockerbie bombalamasının kurbanlarına tazminat ödenmesiyle ilgili müzakerelerde merkezi bir rol oynadı.
Bu imaj, ayaklanma sırasında tamamen çöktü; babasının yönetiminin en güçlü savunucularından biri haline geldi, protestocuları tehdit etti ve iç savaş uyarısında bulundu.
Daha sonra yakalandı, yıllarca Zintan’da tutuldu, 2015’te Trablus’taki bir mahkeme tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından insanlığa karşı suçlar nedeniyle hakkında çıkarılan tutuklama emri halen yürürlükte.
2017’de bir genel af yasası kapsamında serbest bırakılan kişi, büyük ölçüde gözlerden uzak bir yaşam sürdü, ancak 2021’de başkanlık için adaylığını koyarak siyaset sahnesine geri döndü.
Onun adaylığı Libya’yı kutuplaştırdı ve o yıl planlanan seçimlerin çökmesine katkıda bulunan faktörlerden biri oldu.
Libya siyasi olarak bölünmüş durumda; iktidar, BM tarafından tanınan ve Abdülhamid Dbeibah liderliğindeki Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi ve Halife Haftar’a bağlı güçler tarafından desteklenen doğu merkezli Ulusal İstikrar Hükümeti arasında paylaşılıyor.
2021’deki seçimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana bölünme devam ediyor ve BM öncülüğündeki arabuluculuk çabaları, güç paylaşımı, petrol gelirleri ve seçim kuralları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle çıkmaza girdi.
Bu çıkmazda, Seyf el-İslam kendisini potansiyel bir üçüncü seçenek olarak konumlandırmış, aşiret ağlarından ve 2011 öncesi dönemin göreceli istikrarına duyulan özlemden yararlanarak hem Trablus hem de doğu yetkililerine bir alternatif olarak kendini sunmaya çalışmıştır.
Kaynak: HaberVitrini Read More
