DİYARBAKIR EVLERİ

Sayıları giderek azalan evlerin geçmişi de çok eski. 17. Yüzyılın meşhur seyyahı Evliya Çelebi’ye gezdiği ve gördüğü yerler arasında en güzel evlere sahip olan beldenin Diyarbakır olduğunu söyletecek kadar etkileyici. Diyarbakır evleri kentin iklim koşullarına göre şekillenmiş, her mevsimin ayrı odalarda yaşandığı, bu iklime özgü bir mimari yansıtıyor. Evler, yine kent mimarisinin en belirleyici özelliği olan bazalt taşları ile yapılmış. Bugün eski şehir olarak anılan yani sur içinde kalan bölgedeki doku şehrin tarihî kimliğini yansıtıyor. “Küçe” olarak adlandırılan sokaklar ise genellikle bir arabanın bile geçemeyeceği kadar dar. Bunun sebebi 19. yüzyılın sonuna kadar surların dışına taşmadan yaşanan kent içi alanın darlığı ve sıcaklık. Dışarıdan bakıldığında son derece sade ve mütevazı görünen bu evlerde, moloz taştan inşa edilmiş sokak cephesinde iki konsol üzerine oturan saçaklıklı bir kapı bulunuyor

En eski uygarlıktan günümüze, belli bir kimliği korumuş her topluluğun kuşaktan kuşağa aktardığı, kendi özelliklerini yansıttığı bir sosyal davranışı vardır.

Doğadan ve yaşam şeklinden kaynaklanan toplumsal deneyimler, görüşler, inançlar, töreler mimariyi de etkilemiştir. Bu etkiler insan ölçüsüne dayalı kullanım anlayışıyla birleştirilmiş ve mimari, “biçim durumuna gelmiş bir hayat” olmuştur. Gerek Türk evi, gerekse geleneksel Diyarbakır evinde de aynı durum gözlenmektedir.

Çeşitli uygarlıkların sanat izlerini taşıyan Diyarbakır, gösterilen ilgiyi hak eden bir kenttir. Özellikle tarihi evleri bu ilgiye fazlasıyla layıktır. Diyarbakır’daki evlerin iç ve dış mekanlarının biçimlenmesinde iklim koşulları ve sosyal yapı önemli rol oynamıştır.
Kent, sık dokusu, dar sokakları, yüksek avlulu duvarlarıyla kendi içinde tekdüzedir. Onu ancak kabaltı, sokak kapıları, cumba, eğrilip uzanan, daralıp genişleyen sokaklar hareketlendirir. Ancak burası Diyarbakır halkının yaşamını sürdürdüğü dış dünyadır. Avludan içeri girildiğinde bu elemanlar değişmektedir. Bunlar, ne tulumba ve kuyuya bırakırlar. Sokak duvarlarındaki taşlar avluya girildiğinde anlam kazanır. Doluluk ve boşluklar, saçaklar tekdüzeliği ortadan kaldırıp, avluya bütünlük sağlar. Diyarbakır geleneksel evlerinde kullanıcıların gereksinimleri ve istekleri doğrultusunda fiziksel açıdan açık, yarı açık (veya yarı kapalı) ve kapalı nitelikte tanımlanabilen alanlar mevcuttur. Oda, baş oda, ara oda, arka oda, koltuk oda, kiler, mutfak,sandık odası, taşlık içine girer. Eyvan, yarı açık alan olup; çevresinde yaşamın kurulduğu avlu ise açık alan niteliğindedir.

Kullanıcının dışa ve içe gizlilik gereksinimi evlere belirgin biçimde yansımıştır. Cepheler, bir anlamda İslam dininin gereği olarak, aile yaşantısından gelmektedir. Evin mahremiyeti yüksek duvarlarla kapanmış avluda geçen günlük yaşam sokaktan ve komşu mahremiyeti içinde, yazın sıcağını, kışın ayazını göğüsleyen halk kendi güvenli dizlerinde mutludurlar. Geleneksel düzende sokak ne kadar genelse, avlu ve ev o denli özeldir. İnsanların tüm ortak özelliklerine karşın her avlunun, her konutun onu kullanma anlayışının her biri için ayrı ayrı değeri vardır. Bu boyut içinde oturanların gereksinimleri, istekleri, kişilikleri, alışkanlıkları, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değerleri ile bağlantılıdır. Çevre koşullarına bağlı gereksinimler Diyarbakır geleneksel evleri içinde açık, yarı açık bağlamında etkili olmuştur